6 Mayıs Pazar / 6 May Sunday

18.00
bomontiada AVLU
Ücretsiz / Free

Tatava Keyfi

Grup adını İstanbul’un tarihi semti Kurtuluş’un eski Rum adı olan Tatavla’dan almıştır. Osmanlı zamanında Tatavla semti aynı zamanda İstanbul Rembetikosu’nun tarihsel merkeziydi. Tatavla Keyfi, eski İstanbul Rembetikosu’nun İstanbul’da yeniden hayat bulmasını hedeflediği gibi aynı zamanda İzmir, İstanbul, Pire rembetikolarını ve iki dilli söylenen zeybekleri, çiftetellileri, karşılamaları, kasap havalarını da repertuvarına alarak geniş bir müzik ziyafeti sunuyor dinleyicilerine. Aşkın, hapisliğin, gurbetin, sosyal adaletsizliğin şarkıları Tatavla Keyfi’nin kozmopolit yapısıyla yeniden can buluyor.

Buzuki,vokal Buzuki, vocal
Haris Rigas

Bağlamadaki, vokal Cura,Baglamadaki,vocal
Yorgos Marinakis

Gitar, vokal Guitar,vocal
Güneş Demir

Named after the legendary Greek Ghetto of Istanbul, TATAVLA KEYFI was formed in 2008 by a hand-full of musicians bound together by their love for the “City of Cities”, its multicultural heritage and its foundational contribution to Rembetiko. Since then the group has performed far-and-wide, in bars restaurants and festivals, revisiting the very alleys and neighborhoods in which rembetiko were composed and played a hundred years ago. Drawing on a series of musical traditions that originally influenced rembetiko, from Balkan folk to Sepharad music, and from Smyrniot Minores to Greek Mourmourika , the band’s mission has been to re-establish the organic link between rembetiko music and the social geography that produced it, in Istanbul, Smyrna and the Piraeus. In time it has developed into a platform and a meeting place of people who view rembetiko as a living and continuous musical tradition that best expresses their distress, delights, hopes and fears.

Cümbüş Cemaat

Rembetiko, klezmer, caz, fusion ve ötesi… 2005 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde çalıp söylerken, dinleyicilerinden daha çok eğlendiğini fark eden insanlar tarafından kurulmuş bir grup. Zaman içinde pek çok müzisyenin kendi enstrümanı ve müzik anlayışıyla uğradığı bir kolektiften kendine özgü bir müzik yarattı. Farklı kültür ve coğrafyalardan kaynak alan geleneksel müzikleri, müzisyenlerin farklı bakış açılarını harmanlayan bir anlayışla, formlara dayalı kalmadan yorumlamakta, bunun yanı sıra beste çalışmaları da yapmaktadır. Cümbüş Cemaat, Tony Gatlif’in son filmi Djam’de Melik Şah ile birlikte yer aldı. Film için Tony Gatlif’in yeni sözler yazdığı geleneksel rembetiko parçalarını birlikte seslendirdiler ve filmin 70. Cannes Film Festivali’ndeki prömiyeri öncesinde bir de konser verdiler.

”Unutmakla hatırlamanın birbirine en yakın olduğu yerde durmayı seçtik. Hem yok olup gitmek zaman içinde, hem de hep hatırlanmak için. Kısaca gündelik hayatın dertleri tümüyle uğrunda dans etmeye değerdi bizim için. Bizi cennetlerine almadılar biz de tuttuk kendi cennetimizi yarattık. Zaten cennet de öyle bir yermiş: Yitirdiğimiz sevdiklerimizle buluştuğumuz ve kimi şarkıları tekrardan ilk kez duyduğumuz…”

Gitar ve Lead Vokal
Cem Köklükaya

Bass Gitar ve Geri Vokal
Hakan Gürbüz

Akordiyon
Mamed Dzjafarov

Keman
Ozan Çoban

Üflemeli Sazlar
Alim Kurtmemetov

Perküsyonlar
Onur Yusufoğlu & Burhan Hasdemir

Rembetiko, klezmer, jazz, fusion and more… Founded by a group of musicians at Boğaziçi University in 2005 and who realized that they were having more fun than their audience as they play and sing. Over time they created a distinctive musical style from as a collective where many musicians stop by with their own instruments and styles. They play traditional songs from a vast variety of cultures and places, blending various perspectives of the members, as well as writing their own music. Cümbüş Cemaat played for Tony Gatlif’s latest film Djam with Melik Şah. Together they played traditional rembetiko songs with new lyrics by Tony Gatlif and also performed before the film’s premiere at Cannes.

“We chose to stand where forgetting and remembering are closest to each other. To disappear in time and to be always remembered too. In other words, the woes of daily life were all worth dancing to us. They did not let us in their paradise, so we went ahead and created our own. We realized that paradise was that kind of a place anyway: where we meet loved ones we have lost and hear some songs once again for the first time…”